Bayrak HareketiAv. Kadir Kartal Arşivi
Arşiv

Cumhuriyet ve Müdafaa-i Hukuk

mudafaaihukuk.org.tr· 2016

Biz Kimiz ?

Müdafaa-i Hukuk nedir?

Müdafaa-i Hukuk,
“Hakların Savunulması” demektir.

Müdafaa-i Hukuk,
“milletin, devletin, vatanın haklarını savunmak” demektir.

Müdafaa-i Hukuk,
"Anadolu insanının haksızlık karşısındaki “direniş geleneği”dir.

Müdafaa-i Hukuk,
Türk’ün zorbalığa karşı “örgütlenme refleksi”dir.

Müdafaa-i Hukuk,
haksızlık, baskı, hakaret, şiddet karşısında “kendiliğinden harekete geçmektir”

Müdafaa-i Hukuk,
Moğol istilasına karşı koyan “Bacıyan-i Rumi”dir (Anadolu Bacıları’dır).

Müdafaa-i Hukuk,
barışçı, özgür, hoşgörülü, “Anadolu Erenleri”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
işgalciye karşı koyan Kara Fatma’dır, Hasan Tahsin’dir.
Müdafaa-i Hukuk,
Kurtuluş Savaşı’ndaki “Elektrik Şebekesi” demektir. 
Müdafaa-i Hukuk,
“Çılgın Türkler” demektir.

PDF

Yazdır

e-Posta

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ PARTİSİ

Cumhuriyetimizin doksanikinci yılını kutluyoruz. Güçlü, güven dolu, geleceğe ümitlerlerle bakan Türk Milleti, yeni ve ebedi devletini doksanikinci kuruluş yılında övünç ve sevinçlerle karşılamaktadır. Türkiye, çağımızın ilk ve en başarılı özgürlük ve bağımsızlık savaşını yapan ve başarıya ulaştıran millet modelini bugün de birçok toplum ve ülke için, devam ettirmektedir.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne Anadolu Türk Toplumunun düşüncelerinde ve hayat tarzında yüzyıllara sığmayacak önemli gelişmeler meydana geldi ve bu gelişmelere bağlı olarak, bütün dış ve iç engelleme girişimlerine rağmen, daima ileriye, yeniliğe ve refaha doğru değişimler devam etti. Vatanın bütünlüğü, milletin birlik ve beraberliği korundu. Devletin bütün kurum ve kuruluşları, ilgi alanları ve ilişkileri ile çağdaşlaşma çabaları süreklilik kazandı.

Yeni toplum, gelecek on yıllarda daha refahlı, daha mutlu, daha güvenli olmanın varlığı ile eş anlam ve değerde bulunduğu inancındadır. Yaşamasının, her an değişen dünya şartları içerisinde ve devamlı değişim halinde bulunan toplumsal olaylar karşısında takınacağı tavıra bağlı olduğunu bilmektedir. İstek ve bekleyişlerinin ülkenin kaynaklarını en verimli ve toplumun tümünün yararına kullanılması ile sağlanabileceğini düşünmekte ve tercihlerini, binlerce yıllık tarihin acı tecrübelerinden de geçmiş, öz yeteneklerinin oluşturduğu bilinçlenmede bulmaktadır.

Cumhuriyet, yeni ve tümüyle bağımsız bir Milli Devlet yaratma çabasıdır. Anadolu Türk Milli varlığının ortaya koyduğu, kabul ettirdiği, geliştirdiği ve yükselttiği en büyük gerçek Türkiye Cumhuriyetidir. Türk milleti için Cumhuriyet, yalnız bir hükümet, bir devlet veya siyaset bilimcilerinin ve hukukçuların yorumuyla anayasal bir model değildir. Cumhuriyet, Türk Milleti için bir hayat tarzıdır. “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” anayasa maddesi, bu hayat tarzını açıklar. Millet, binlerce yıllık tarihi gelişimin, mücadelelerin sonunda varlığını ancak Cumhuriyet denilen hayat tarzı içerisinde bulabilmiş ve bu hayat tarzı içerisinde koruyup geliştirebileceğini kanıtlamıştır.

Cumhuriyet, Milli bir devletin varoluş nedenini ortaya koyar, ona şekil ve nitelik kazandırır, ruh verir. Türk toplumu, millet mücadelesini; üzerine hür ve bağımsız yaşayabileceği bir vatan için başlatmış, dış ve iç düşmanlarına karşı kazandığı zaferleri ve sonuçlarını Cumhuriyetle güvence altına alabilmiştir. Yüce Atatürk’ün önderliğinde kurduğu devletin temel özelliği; Milli Devletin, ancak ve ancak milletin varlığı, hak, söz ve eylem hakkına sahibiyeti ve geleceğini yalnız kendi iradesine bağlama azim ve kararlılığında görülür.

Türkiye Cumhuriyeti doksaniki yıl içinde, kuşaktan kuşağa devredilen ilkelerinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Çünkü Cumhuriyet ilkeleri milletin güvenlik, mutluluk, refah isteklerinin, hareketlerinin kefili olmuştur. Doksaniki yıl içinde Cumhuriyetin, iç ve dış düşmanları ortadan kalkmamıştır. Kalkmayacaktır da. Ancak, Cumhuriyetin dayanakları olan milli güç, milli kaynaklar ve Anadolu Türk toplumunun toprağına, ülkesine bağlılığı ve bu yurdun dünya içerisindeki yeri hiçbir şekilde bu düşmanların önerileriyle, zorlamalarıyla ve kendisine karşı girişilen hareketleriyle değişmeyecektir.

Cumhuriyet; çelişkiler yerine dengeleşmeyi, uzlaşmazlıklar yerine barışı, ayrılık ve farklılıklar yerine birliği, parçalanmak yerine bütünleşmeyi hedef almış ve Anadolu Türk toplumunun tarihsel niteliklerini kaynak kabul ederek bu topluma her şeyden önce iç ve dış barışı önermiştir. Cumhuriyetin doksaniki yıllık tarihinde bu önerisi başlıca ilke kabul edilmiştir. Büyük millet modelinde, kavganın, çatışmanın, suçlamanın, yağmanın yeri olmadığını Cumhuriyet sistemi getirmiştir. Buna gereğince önem ve değer verilmediği devrelerde, sonuç kısa sürelerde de olsa millet aleyhine olmuş ve bedelini daima millet ödemiştir. Cumhuriyet bir anlamda diyaloglar sistemidir. Demokratik ve sosyal özelliğini bu diyaloglara bağlayabiliriz. Cumhuriyet hükümetlerinin, aydınının, toplumun temeli ile gerekli olan bütünleşmesi diyaloglar sisteminin en iyi ve verimli şekilde işlemesine bağlıdır. Siyaset, aydın, halk ayrılığı ve bunlar arasındaki kültür farklılığı Cumhuriyet ilkeleri ile bağdaşamaz. Ancak, bu bütünleşme ve diyalogların Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı olmaması, milli ve laik özelliklerini kaybetmemesi de ön şarttır. Doksaniki yıl içerisinde ve özellikle son yıllarda eksik, kopuk ve verimsiz bırakılmış diyaloglar sistemini çeşitli çıkar ve düşüncelerle, özellikle Cumhuriyetimizin kuruluşuna ve var oluş nedenine aykırı tutumlarla düzenlemeye çalışılması her şeyden önce Cumhuriyetimize zarar verecek, güç kaybettirecek ve herhangi bir başarı şansı olmasa dahi temelde milletimizin ödeyeceği büyük kayıplara ve güçsüzlüğüne sebep olacaktır.

Bir devletin güç ve güçsüzlüğü, her şeyden, her unsurdan önce o devleti kuran millet fertlerinin, o devlet içinde doğanların veya o devlet ülkesine katılanların, kısaca tüm vatandaşların milli davalar, milli ülküler, milli çıkarlar ve milli hedefler konularında bilgi sahibi olma düzeylerine, bilgiyle donatılma imkân ve yeteneklerine ve bunların milli politikaların oluşmasında, milli stratejilerin belirlenmesinde serbestçe görüş ve iradelerini açıklamalarına, etkinliklerine bağlıdır. Özgürlüğün ve bağımsızlığın kaynağı, onurlu ve saygın yaşamanın temeli vatandaşların milli davalarda, milli ülkülerde, milli çıkarlarda ve milli hedeflerde gösterecekleri duyarlılık, özen ve özveri oranında güçlenir veya zayıf kalır.

Cumhuriyetimiz, doğrudan ve dolaylı şekilde temel dayanaklarını etkileyen ve gereken önlemler alınmazsa gelecekte “Milli Egemenlik” ve “Milli Güç” unsurları için önemli bir tehdidi oluşturacak iki mesele ile karşı karşıya bulunmaktadır.

1-    “Milli Hâkimiyet” – “Milli Egemenlik” – “Millet İradesi” gibi bir toplumun, bir milletin doğrudan varlığı ve geleceği ile ilgili bulunan kavramların ve bunlara ilişkin kural ve uygulamaların her toplum için ayrı değeri, önemi olduğu bilinmektedir. Türk Milleti için “Milli Hâkimiyet”in çok ayrı bir değeri ve önemi vardır. Çünkü Türk Toplumu bu hak ve hürriyetini bir irade ile bir kanunla, bir kaç kişinin oturup bildiri hazırlamasıyla elde etmemiş, kendisini yok etmek, esir etmek isteyenlere karşı hakkını mücadele ederek, kanla biten alanlarda kazanmıştır. Varlığının ancak kendi elinde, kendi iradesinde olduğunu bilerek kendi hazırlamış, kendisi öğrenmiş, kendisi kanıtlamıştır. Kurduğu milli devletin temeline de bu iradeyi koymuştur.

Üzülerek belirtelim ki, “Milli Hâkimiyet” kavramı özellikle 1960’larda önce tartışma konusu yapılmış, sonra çeşitli yorumlara sebep olmuş, darbelerle zedelenmiştir. Bugün ise “Milli Egemenlik” kavramına yeni ortak arayışları, yeni tartışma modelleri ve demokrasi adına yeni iradeler ilavesi düşünceleri ve tartışmaları devam etmektedir. Büyük devletlerin çıkarlarının ve Avrupa Topluluğu Parlamentosu’nun iradesinin ve kararlarının dolaylıda olsa “Milli Egemenlik” hakkının üzerinde yer alacağı düşüncesi ve bu yöndeki baskılar son dönemde açıkça ifade edilmekte ve bu yönde çabalar gösterilmektedir. Bu önemli bir meseledir. Milletin ve millet çocuklarının gözlerinden saklanacak bir husus değildir. Millet en geniş imkânlarla ve doğrularla aydınlatılmalıdır. Cumhuriyetin temel dayanağı olan “Milli İrade”nin üzerinde hiç bir iradenin Türk Milleti için kabul edilemeyeceği, edilir görülse bile çok kısa bir süre sonra tamamen ve hatta gerekirse yeni milli mücadelelerle aslına döneceği çok dikkatli bilinmelidir. Konu bir topluluğa, bir oluşuma, bir yapılanmaya katılmak veya katılmamak değildir, konu milletin bu yönde irşadıdır, aydınlatılmasıdır, geleceğidir ve kaderidir.

2-    Cumhuriyetimizin “Bilgi Cumhuriyeti” niteliği giderek eski güç ve heyecanını yitirmektedir. Devletimizin başta gelen görev ve hizmeti vatandaşlarını bilgi ile donatmaktır, onların bilgi üretimlerini özendirmek, desteklemektir. Bugün ve geleceğimiz için bu hizmetlerin tam ve en etkin biçimde gerçekleştirilememesi bütün milli güç unsurlarını tehdit ve tehlike içerisine itecektir. Çünkü bilgi ile donatılmamış nesiller “Milli Güç” unsurlarını değerlendiremeyecek, geliştiremeyecekler ve hatta başkalarına teslim etmek zorunda kalacaklardır. Varlığımızla doğrudan ilgili bu meselenin çözümü gerekir.

Türkiye ve Türk Toplumu günlük çıkar çatışmalarının, yapay sorunların, değişik güç merkezlerinin yaratmaya çalıştıkları etkilemelerin altında oluşan kararsızlıkların ve nihayet henüz gerçek zeminini ve konularını bulamamış siyasi mücadelelerin meydana getireceği maliyeti ödeyemez. Ve “Yeni Dünya Düzeni” içerisinde kendi istek ve beklentilerinin değil başkalarının tespit ve tayin ettiği ve hatta hudutlarını belirlediği bir yere talip olamaz. Bu tercihte esasen Türkiye yoktur…

Sonuç

Türkiye, kuruluşundan günümüze kadar koyup geliştirmeye çalıştığı değerlerini ciddi, tutarlı, istikrarlı politikalarla daha etkin ve verimli hale getirip güçlendirerek; güçsüz bıraktıklarını tek tek ele alıp toplumun özlem ve beklentileri doğrultusunda ve onun desteğini de sağlayarak yeni yaklaşımlarla, bilgi ve teknolojilerle donatıp kuvvetlendirerek; koruyamadıklarını ise, yeniden, halkımızı şuurlandırıp, ihya edici siyasi tercihini ortaya koyan politikalar üretip, uygulayarak varlığını devam ettirebilir, geliştirebilir ve bekasını sağlar.

Türkiye’nin “Yeni Dünya Düzeni”ndeki yeri, açıklanan zorlukların yanında hedefleri belli, amaçları toplumca paylaşılmış, geleceğe yönelik büyük atılımları süratle planlayıp, uygulamaya koymasıyla belirlenecektir. Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerini yalnız bölgede ve dünyada çeşitli çıkarlar ve mücadelelerin “Dengesini” sağlamakla kullanma eğilimi ile yetinemez. Aksine, bu ve diğer özellik ve niteliklerini aşağıda değindiğimiz “İnkılâpları” gerçekleştirerek daha değerli ve daha saygın ve daha etkin kılabilir. Bunun için, Türkiye’nin en kısa süre içinde şu inkılâplara ihtiyacı vardır:

1-    Eğitim, Öğretim ve Teknoloji İnkılâbı

2-    Deniz ve İç sular İnkılâbı (Mavi Devrim)

3-    Tarım İnkılâbı (Yeşil Devrim)

4-    Yüksek Sanayi ve Enformasyon İnkılâbı

5-    Maden İnkılabı (Gri Devrim)

Türkiye bilgi üreten, teknoloji üreten ve kullanan bir ülke olmak zorundadır. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel ve teknolojik sorunlarının çözümlerinde yukarıda belirlenen esasları dikkate almak gerekir. Aksine bir yaklaşım geçici olur, sonuçsuz kalır.

Türkiye’nin gerek huzur ve refah içinde bir ülke olması, gerekse büyük atılımları yapacak ortama kavuşması ve değişen dünya şartları içerisinde etkinliğini her alanda gösterebilmesi için her şeyden önce bugün, devlet-toplum, toplum-devlet arasında çözülmeye yönelen gidişe ve güvensizliğe, neye mal olursa olsun son vermek gerekmektedir. Çözümü acil sorunların başında; vatanın “Güneydoğu ve Doğu Anadolu” topraklarına ve kaynaklarına yönelen, bu ve çevresi bölge halkını çeşitli yol ve yöntemlerle etki ve baskı altına almaya çalışan yıkıcı-bölücü eylem ve faaliyetlerin, silahlı ve silahsız propagandaların, insan hak ve özgürlükleri ve siyasi çözüm, kültürel haklar gibi örtüler altında girişilen tutum, davranış ve eylemlerin etkisiz kılınması ve ortadan kaldırılması gelmektedir. Hiçbir siyasi çıkar ve beklentiler, bu sorunun çözümünü erteleyemez. Hiçbir tutku, oy kaygısı ve çıkar, söz konusu bölgelerin kısa, orta ve uzun vadelerde ülke bütünlüğünden ayrılmasını, parçalanmasını veya yabancı güçlerin etkisi altına girmesini sağlayacak dil, inanç ve mezhep, gelenek gibi hususların Türk Milli bütünlüğüne karşı kullanılmasına göz yumamaz. Aksi bir tutum ve davranış yukarıda açıkladığımız “Koruduğumuz değerleri” tehdit altına alır ve bir gün bunları da yok eder.

Türk Milleti, sırtında taşıdığı yüklerden çok kısa bir süre içerisinde kurtulacaktır. Bu durum milletin en önemli sorumluluğudur. Aksi halde mutsuz, onursuz ve saygınlığını yitirmiş bir yaşama talip olmuş sayılacak, başkalarının köle ve esiri olacaktır. Bunu gerçekleştirmeye çalışan güçler ilk olarak yüce milleti iktisadi yoksulluğa, gerilemeye, çağın dışına iterek yalnız bırakmaya çalışacaklar, vatanını parçalama girişimlerini yeniden ve her zaman olduğu gibi bütün güçleriyle ve hep birlikte ortaya koyacaklardır. Türk Milleti bütün bu hesapları bilmektedir.

Türk Millet Mücadelesinin başarılarla ve zaferlerle sonuçlanmasının en önemli ve belki de tek nedeni ve etkeni, milli onurun, milli saygınlığın, vatan sevgisinin ve özellikle milli namusun kişisel tutkuların ve çıkarların önünde yer almasıdır. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacaktır. Türk Milleti onuru, saygınlığı ve namusu için her türlü mücadeleye girecek ve sırtındaki bu ağır yüklerden kurtularak, tarihi görevini tekrarlayacak, çağdaş medeniyetin bilim ve teknoloji ufuklarında hakkı olan yeri alarak, gücünü uzayın derinliklerine götürecektir.

Bugün içinde bulunduğumuz zaman kesitinde yaşanan kısır ve her biri bir başka tutkunun ve çıkarın sağlanmasına yarayan çekişmeler, sıkıntı ve ümitsizlikler ve toplum üzerinde yapılan sürekli baskı ve gerilim propagandaları, halkımızın önemli bir kısmını yukarıda açıklanan “Yarınlarımızı” görmelerini zorlaştırmaktadır.

Ancak, bütün dünya ve “ümitlerim kırıldı…” – “bu yüklerden nasıl kurtulacağız?” diyen her Türk vatandaşı bilmelidir ki, büyük milletler büyük işler yaparlar ve bu vatan da sahipsiz değildir.

Doksanikinci yılını kutladığımız Cumhuriyet Türkiye’mizin getirildiği bu durumlar ve sorunlar karşısında tek bir çözüm görülüyor. “Yeniden Müdafaa-i Hukuk”un ön gördüğü görev ve sorumlulukların gecikmeksizin uygulanmaya konması ve örgütlenmesidir.

Müdafaa-i Hukuk Hareketi Partisi

 

 

Ne Yapacağız ?

Yazısı Dizisi

Etkinlik Duyuruları

Kuruluş Videoları