Madde 10- Millet, kutsal bir varlıktır. Canlıdır, süreklidir ve ebedidir.
Millet varlığı, toplumda milli şuurun bireylerce özümsenmesi ve kişilerin topluca kendi hayat ve kaderleri hakkında özgürce karar verme istek ve eğilimlerinin gerçekleşmesi sonunda ortaya çıkar.
Kişilerin topluca kendi hayat ve kaderleri hakkında özgürce karar vermeleri, halkın kendi hayat ve kaderine egemen olması demektir.
Millet, milli şuurlaşmanın ve halkın kendi hayat ve kaderine egemen olması iradesinin ve kararının ürünüdür. Milli bir toplumda kişilerin açıklanan konudaki düşünceleri, tutum, davranış ve kararları egemenliğin kaynağıdır ve halk iradesi şeklinde ortaya çıkar. Bu yaklaşımla Millet, milli şuurlaşmanın sonunda halkın kendi hayat ve kaderine egemen olmasıdır.
Bu varlık ortaya çıkmış ve Milli Mücadele ve dünya alemine kabul ettirilerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti yapısı altında ebedilik kazanmıştır.
Milli Şuurlaşma toplumsal bir olgu, ilişkiler ve etkileşimler örgüsüdür. Milli Şuur, aynı coğrafi alan üzerinde yaşayan, ortak kök, tarih ve kültüre sahip bireylerden oluşan bir toplumda, kişiler arası ilişkilerin ve etkileşimlerin, düşünce ve hayat tarzlarının toplumun varlığı ile ilgili sorunların çözülmesi, tehdit ve tehlikelere karşı korunulması, bir davanın korunup geliştirilmesi, ortak hedeflere ulaşılması doğrultusunda toplanmalarını ve yönlenmelerini sağlayan güçlü bir bağ ve birlik duygusudur. Bu bağ ve duygu her türlü kişisel, yerel veya başka nitelikteki çıkar ve beklentilerin sınırlarını aşan özelliktedir. Milli şuur, millet varlığının ana beslenme kaynağıdır.
Milli şuur, nitelikleri belirtilen toplumlarda olağanüstü ve önlenemeyen doğa olaylarının, toplumsal yapının değişimini öngören düşüncelerin hazırladıkları fikri yığınakların, toplumun şuur altında birikmiş sorunlarının çözümü amacıyla ortaya çıkaracağı oluşumların ve toplumun varlığını ortadan kaldırmak, topraklarını, kaynaklarını, insan gücünü ele geçirmek, gelişmesine engel olmak isteyen düşmanca davranış ve eylemlerin, vatandaşların hayatlarına, maddi ve manevi varlıklarına ve güvenliklerine yönelmiş her türlü tehdit, tehlike ve engellerin ortaya çıkması durumunda görülür.
Milli şuurlaşmanın toplumsal yapının değişmesini ve toplumun millet aşamasına ulaşmasını sağlayan iki önemli özelliği vardır. Birincisi, milli şuurlaşma sonunda toplumda bireyler arasındaki birlikte yaşama duygusunun yerine milli bağ ve milli birlik duygusu ile kuvvetlenmelidir. İkincisi, bu milli bağ ve milli birlik duygusunun toplumda yarattığı büyük güç ile halkın kendi hayatına ve kaderine egemen olma istek ve iradesinin doğmasıdır. Sonuçta, bu iki özellik toplumsal yapının netleşmesini sağlar, toplum ve halk, millet olur.
Binlerce yıl içinde Türk toplumları yeryüzünde, bir ihtimal Amerika kıtası da dahil olmak üzere, çok geniş coğrafi alanlarda yaşadılar. Bu toplumları meydana getiren bireyler aynı köke (soy’a) bağlılık ve aynı dil’e, din’e, örf ve adet’e, töre’ye sahibiyet özelliğini taşıdılar. Ortak tarihi ve kültürel miraslarını paylaştılar. Kederde ve kıvançta birliktelik gösterdiler. Üretimde ve üretimin bölüşümünde genellikle töre kurallarına bağlı kaldılar.
Toplumsal, ahlâki ve sanat normlarında, düşünce ve hayat tarzlarında kendilerine özgü bir üslubu temsil ettiler. Birlikte yaşama ve merkezi bir güce bağlılık duygu ve şuurlarını devam ettirdiler. Ailelerin, boyların, kavimlerin, devletlerin ve imparatorlukların yaşatıcı ve koruyucu insan güçlerini oluşturdular. Açıkladığımız ve bir milletin temel unsurları olan özellikleri birarada bulundurup, yaşatan bu toplumlara “Türk Halkı” dendi. Yaşadıkları coğrafi alanlarda kendilerine özgü kültür çevreleri kuran Türk toplumları genel olarak “Asya Türk Toplumları” ve “Anadolu Türk Toplumları” şeklinde tanımlandı, anıldı.
Binlerce yıllık tarihi gelişimin ve deneyimin sonunda milli bir toplumun bütün unsur ve özelliklerine sahip olan “Anadolu Türk Toplumu”nda diğer tanımı ile “Anadolu Türk Halkı”nda milli şuurlaşma en yoğun, etkin ve yaygın biçimde Yüce Atatürk’ün öncülüğünde ve önderliğinde başlayan “Milli Mücadele Dönemi”nde görüldü. İmparatorluğun yaklaşık son yüzelli yıl içinde uğradığı ağır kayıp ve felâketlerin ve bu devletin kurucu unsuru olan Türkler’in karşılaştıkları zulüm ve haksızlıkların bir sonucu olarak, bir kısım aydın kamuoyunda oluşan düşüncelerin hazırladığı ve “Vatan” – “Millet” – “Hürriyet” – “İstiklâl” – “Türk” ve “Türklük” gibi kavramları esas alan fikri yığınakların bu şuurlaşmada önemli etkisi oldu. Yapılan mücadele girişimlerine “Türk Millet Mücadelesi” niteliği kazandırdı. I. Dünya Harbi Osmanlı İmparatorluğu için Mondros Mütarekesi ile son buldu. 1919-1923 Yılları arasında Türk halkı, Türk’ün ata yurdu Anadolu’yu işgal ve istilâ eden, varlığını ortadan kaldırmak isteyen, kaynaklarını ele geçirmeye çalışan düşmanlarına karşı “Kuvay-ı Milliye Hareketleri” ile direndi. “Müdafaa-i Hukuk Dernekleri” şeklinde örgütlendi. Kendi hayat ve kaderine egemen oldu. Düşmanları yurdun dışına çıkardı. Düşmanla işbirliği yapan davranış ve eylemlere son verdi. İstiklâlini kazandı. Kanlı boğuşmalar ve Anadolu muharebeleri ile elde ettiği başarıları ve zaferleri bütün dünyaya kabul ettirdi. Egemenliğine dayanan, kendi devletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurdu. Millet oldu. Bu tarihi gerçeği Yüce Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk Milleti denir” sözleriyle açıkladı.
MİLLİ DEVLET, toplumsal bir varlıktır.
“Milli” deyimi, belirli bir millete bağlılığı, ona özgü özellikleri, onu temsil eden tüm maddi ve manevi değerleri, değer yargılarını ve davranış biçimlerini belirtir.
Milli devlet, varlığını tek bir milletten ve onun iradesinden alan, kişiliğini millet egemenliğiyle özdeşleştirmiş bulunan devlettir.
Milli Devlet ve ülkesi çoğunlukla milletin adı ile anılır. “Anadolu” Türkler’in bu coğrafi alana son kez gelip, Türk kültür çevresini oluşturdukları zaman “Türkiye” adıyla tanımlanmış ve bin yıldır bu adla anılmıştır. Türkiye, Türk Milletinin vatanı, Türk Devleti’nin ülkesidir.
Milli Devlet, varlığını ve gücünü herşeyden önce temsil ettiği milleti oluşturan kişilerin milli bağlılık, birlik ve dayanışma şuurundan alır. Bu kişiler ve toplumsal kurumlar arasındaki güven duygusu Milli Devlet’in en önemli dayanaklarının başında gelir.
Millet egemenliği ilkesi üzerine kurulmuş olan Milli Devlet, milli kültür çevresini, toplumun yapısal ve düşünsel özelliklerini, milli kaynak ve zenginliklerini, milli güç unsurlarını, milletin çıkar ve beklentilerini, gelecekle ilgili ümitlerini ve eğilimlerini temsil eder. Bu devletin başlıca görevi temsil ettiği tüm değer ve varlıklara teşkilâtları aracılığı ile sahip olmak, onları geliştirmek, işler halde tutmak, yönlendirmek ve etkin kılmaktır. Milli Devlet bu görevleriyle toplumsal bir varlık olur. Milli Devlet’in temeli, varlığı ve beslenme kaynağı millet topluluğudur.
Çağımızda ve özellikle “Küreselleşme” ve “Bölgesel İttifaklar-Bütünleşmeler” ortamında Milli Devletleri tehdit eden tehlikeler şunlardır:
a- Milli egemenliğin kaybı. Bu durumda devlet millilik niteliğini yitirir. Başka veya ortak egemenlikler altına girer.
b- Milli güç unsurlarının (demografik – siyasi – sosyal – iktisadi – coğrafi – askeri – kültürel – bilim ve teknoloji) herhangi birinde bağımsızlığın zedelenmesi ve kaybı, bütün unsurları etkiler, Milli Devlet’i güçsüz kılar, etkinliğini ortadan kaldırır. Onur ve saygınlığını yitirmesine neden olur. Sonuçta ne milli özellik kalır ve ne de devlet devam eder.
c- Toplumsal gelişmenin ve değişimin, kişilerin kendilerine özgü ve ayırtedici özelliklerini, toplumun düşünce ve hayat tarzını başka ülkelerin insanına, hayat tarzına benzetmekte ve taklit etmekte olan görüşlerin bu amaçla “Millilik” niteliğinden taviz vermeleri durumunda devlet devam eder, fakat millilik özelliğini kaybeder. Ne benzemek istediği toplum olur ve ne de kendi kişiliğini devam ettirir.
ç- Millilik ile bağnazlık ve tutuculuk kavramlarını eşdeğer kabul ederek, topluma millilik ve “Milli Devlet” özelliği veren milli şuurlaşmayı ve kişiler arası milli bağ ve birlik duygusunu, inanç, ideoloji, doktrinlerle, milli kültür çevresine aykırı düşünce ve görüşlerle değiştirilmesi durumunda devlet millilik niteliğini kaybetmekle kalmaz aynı zamanda çağdışına düşer.
MİLLİYETÇİLİK, toplumsal bir olgudur. Millete tam bir sadakât ve özveriyle bağlılık demektir. Milli bir toplumda milliyetçilik, kişilerin bütün ilişki ve etkileşimlerinde, tutum ve davranışlarında, düşünce ve hayat tarzlarında, doğal ve toplumsal olaylar karşısında, toplumun gelişme ve değişiminde milletin maddi ve manevi çıkarlarına, ihtiyaç ve beklentilerine önem ve öncelik vermek, özen göstermektir.
Milliyetçilik, milletten başka hiçbir yüce güç tanımamaktır.
Milliyetçilik tam bağımsızlığı (yani milli menfaatler ile ilgili olarak özgür karar alabilme ve uygulayabilme yeteneğini) sürdürmeye yönelik değerler bütünüdür.
Türk Milliyetçiliği, gerçekçidir, akılcıdır, milli kültürü esas alır. Milli davaya, öz ülküye, milletin çıkarlarına, hedeflerine ve amaçlarına özen gösterir, öncelik verir. Çağdaştır. Tüm insanlara saygı besler. İnsan hak ve özgürlüklerine, diğer milletlere ve o milletlerin de çıkarlarına dikkatli bir ilgi ile bağlıdır. Ayırımcılığı, bölücülüğü, yıkıcılığı hiçbir durum ve şartta kabul etmez ve ettirmez. İlericidir. Toplum bireyleri arasında her alanda dayanışmayı ve yardımlaşmayı özendirir.
Türk Milliyetçiliği, Türk düşünce ve hayat tarzını benimsemek ve özümsemektir.
“Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk milliyetçiliğine bağlıdır.”
“Atatürk Milliyetçiliği, Cumhuriyetin bütün fertlerinin kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, milli dayanışma ve adalet anlayışı içerisinde yaşayan bir toplum olduğu” anlamındadır. (Anayasa Md. 2. Gerekçesi)
Atatürk, “Türk Milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda uluslararası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla uyum içerisinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karekterini ve başlı başına bağımsız hüviyetini saklı tutmaktır.” demektedir.