PARTİSİ 19 Mayıs 2016 Türk’ün varlığı, Türk milletinin sahip olduğu tarihi, kültürü ve gücüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türklüğün ve Türk tarihinin en acı günlerinde geldi. Tarihten silinmek istenen bir milleti tarihi, dili, kültürü, imanı ve inancı, bütün özellikleri ve nitelikleriyle yeniden tarihi varlık alanına çıkardı. Türklüğe tarihin en onurlu, en saygın ve en yüksek devirlerini açtı. Türklük düşüncesine ve hayat tarzına sonsuz ve geleceğe yönelik inanç ve ivme kazandırdı. Türk milletinin bağımsızlığını, özgürlüğünü ve özgüvenini sağladı. Ona yüksek bir insan toplumu olma aşkını ve şuurunu aşıladı. Yeni, mili, laik, çağdaş, ileri Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu. Yeni bir hukuk düzeni içerisinde toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel hayatında yaptığı inkılâplarla sayısız özveriler ve kan pahasına elde edilenlerin korunmasını, geliştirilmesini ve devamlılığını gerçekleştirdi. Uluslararası toplumda ve ilişkilerde eşitliğe, barışa, milli egemenliğe ve insan haklarına, antlaşmalara uymaya ve karşılıklı saygıya ve anlayışa verdiği önem ve gösterdiği özenle yeni devleti dostluğu aranan ve vazgeçilmez olan bir konuma ulaştırdı. Atatürk 1927’de Nutku’nu: ‘’Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin doğurduğu uyanıklığın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum. ‘’ şeklinde bitiriyor ve bilinen ‘’ Gençliğe Hitabesi ‘’ ile tamamlıyordu. Türk milleti anlaşılmadan Atatürk’ü, Atatürk’te anlaşılmadan Türk milletini yeterince anlamak ve açıklamak zordur ve hatta imkânsızdır. Çünkü Türk milleti kendi bağrından çıkardığı o yüce insanla özdeşleşmiş, Gazi Mustafa Kemal ise; millet davası, ülküsü, çıkarları, hedefleri, politikaları, özlemleri ve beklentileriyle yaşayarak kısaca millet içerinde milleti ile beraber milleti için yaşayarak ve yalnız ona hizmet ederek Atatürk olmuştu. Atatürk, en değerli ve en önemli emanet olarak Türk çocuklarına milleti sevmek, millete inanmak, millete güvenmek, milletle sevinmek, milletle kaygılanmak, sadece ve sadece millete hizmet etmek ve gereğinde millet uğruna feda olmak dersini ve görevini verdi. Hayatın bütün olaylarına, oluşumlarına, gelişmelerine müspet ilim yöntemiyle yaklaşmalarını, bilgili ve bilgi üreten vatandaşlar olarak yaşamalarını önerdi. Türk olarak doğmanın ötesinde, Türk gibi düşünmenin ve yaşamanın gereğini ve rahmet ve minnetle yâd ettiğimiz aziz hocamız Ertuğrul Zekai Ökte’nin ifadesiyle ‘’ Türk gibi ölebilmenin ‘’ gücünü ve erdemini öğretti. Bugün bütün dünya, dost ve düşman herkes; o günlerde verilen mücadelelerin ve yapılan fedakârlıkların, elde edilen haklı ve doğal kazanımların, içilen andların, verilen sözlerin nesilden nesile aktarılıp, tazelenerek, gençleşerek ve güçlenerek, büyük bir minnet ve sadakat, özveri ve kararlılıkla yerine getirildiğini görüyor. Türk’e ve Atatürk’e, bağrından çıktığı aziz milletine ve en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, ilke ve inkılâplarına kısaca Türk İnkılâbına yapılan sürekli saldırıları ve durmak bilmeyen sınamaların sonuçsuz kaldığına tanık oluyor. Ancak hiçbir zaman Türk çocuklarındaki, Türk ailelerindeki bu tılsımlı direnişi ve karşı koyma gücünü çözemiyor. Atatürk’ün millet, milletin de Atatürk olduğunu anlamıyor ve anlayamayacak. Atatürk, Türk milletinde var olan; imanlı ve inançlı, samimi ve kararlı, toparlayıcı, birleştirici ve harekete geçirici, cesur, güven verici ve sonuç odaklı ve hiç bitmeyecek ve tükenmeyecek kabul edilen ışığın ve enerjinin tezahürüdür. Atatürk, bu kurucu, yapıcı, geliştirici ve daima ileriye, çağdaşlaşmaya yönelen enerjiyi milletten; milletin kararlılığından ve vicdanından, inançlarından, çıkarlarından ve özlemlerinden alıyor, topluyor ve topyekûn ve milli bir güç oluşturarak tekrar millete yansıtıyordu. Atatürk gerçeğinin en önemli özelliği de buydu. Günümüzde ‘’Atatürkçü Düşünce’’; yaşayan Türk nesillerinin ve ebedi Türk milletinin var olmak, varlığını geliştirerek devam ettirmek, öz güvenini yitirmeden iyi bir insan ve vatandaş olarak, yüksek bir insan toplumu olma idealini sürdürmek için tutumlarını, davranışlarını, eylemlerini, karar ve uygulamalarını yönlendirmesi gereken bir sistemdir. Bir başka yaklaşımla, ‘’ Atatürkçü Düşünce ‘’; Anadolu Türk toplumunun tarihinden, özünden, eğilimlerinden, ihtiyaçlarından, özlemlerinden, beklentilerinden ve özellikle mefkûresinden kaynaklanan bir kültür çevresidir. Geride bıraktığımız on yıllar içerisinde, ‘’ Atatürkçü Düşünce’’ye hak ettiği ve gereken önemin ve özenin gösterilmemiş ve-veya yanlış mecralarda yanlı ve yanlış bir şekilde gösterilmiş olması, bu düşüncenin neredeyse türetilen sözde Atatürkçü aydınlarına ve gruplara ait olduğu izlenimi verilerek ( ki, bu durum Atatürk’e ve düşünce sistemine verilen en büyük zarardır. Çünkü Atatürk, toplumun bir kesiminin değil tamamının eseridir ve O’nun içinden çıkıp, O’nun şahsında hayat bulmuştur.) tekelleştirilmeye çalışılmasına karşılık, Türk milletinin vicdanında ve şuurunda daima canlı, daima daha güçlü yaşaması, Türk Kültür Çevresi’nin sonucudur ve yaşadığımız yüzyılın en büyük, en anlamlı ve etkili olayıdır. İçinde bulunduğumuz ve gelecek yüzyıllarda ‘’ Türk Kültür Çevresi ve Atatürkçü Düşünce ‘’; bir sistem, bir ideal çözüm olarak sadece Türk toplumları için değil bütün insanlık dünyası için insanca yaşamanın, barışın, huzurun ve refahın gerçekleşmesinde bir kaynak, dayanak ve ışıklı bir çıkış yolu olarak tüm insanlığa örnek modeller sunacaktır. Yeniden Müdafaa-i Hukuk anlayışına göre; Türk inkılâbının gerçek nedenlerini, fikirlerini, oluşumunu anlayan ve benimseyen, Atatürkçü düşünce doğrultusunda bir hayat tarzı kabul ederek, uygulayan herkes gençtir. Milli varlığımızın korunması, geliştirilmesi, devamı ve bekası gençlerimizin geleceğe olan ümitlerine, beklentilerine, bu ümit ve beklentileri gerçekleştirme azim ve kararlılığına bağlıdır. Çeşitli sebepler, olumsuzluklar, ihmaller ve yanlışlıklar sonucu tarihinden koparılmış, içinde yaşadığı dünyanın ve toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel, bilgi ve teknolojik hayatından soyutlanmış, yaşadığı çevrenin oluşumlarından, etkinliklerinden ve gelişmelerinden yoksun bırakılmış, sürekli ve ard arda gelen sorunlarla karşı karşıya bırakılmış gençliğin ne kendisine, ne ailesine ne de insanına ve insanlığa bir yararının olamayacağı yadırganamaz. Bir toplumun geleceğini risk ve tehdit altına sokmasının ve hatta bilmeden yok etmesinin en kestirme ve kesin yolu gençliğini küçümsemesi, kötülemesi, gençliğin meydana getirdiği potansiyel ve faydalı kuvveti dikkate almaması ve bu büyük gücün boşuna harcanmasına seyirci kalmasıdır. Sağlıksız, eğitimsiz, işsiz ve özellikle mefkûresiz, idealsiz her genç, günümüzün ve gelecek on yılların sağlıksız, cahil, her görüşe ve tehdide açık, işe yaramaz güçsüz fertlerin ve ailelerin kaynağını oluşturur. Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi gençlerimizin sağlıklı, ideal eğitim imkânlarına kavuşmuş, iş ve meslek sahibi insanlar olarak yetişmelerini en önemli milli sorunların başında kabul eder. Bu yaklaşımla, gençlerin milli, manevi, kültürel değerlerle, çağdaş bilgi ve teknolojilerle donatılmış olarak yetiştirilmelerini, toplumun gelişmesini, ilerlemesini sağlayacak bütün oluşumlara, etkinliklere katılıp, karar sahibi olmalarını, parçası oldukları toplumla bütünleşmelerini, sağlıklı, güvenli bir ortam içerisinde bilgi, yetenek ve becerilerini artırmalarını ve bunlara uygun iş ve çalışma imkânlarına kavuşmalarını kısaca günümüzün ve geleceğin refah içerisinde mutlu toplumunun hazırlayıcıları olmalarını temel ilke kabul eder. Atatürk; Türk milleti var oldukça milli bir ruh, milli bir enerji ve ışık olarak düşünceleri, yaptıkları ve yapamadıkları, ülküsü ve hedefleriyle ebediyen Türk milletinin vicdanında, ruhunda, benliğinde, hak ettiği ve olması gerektiği gibi yaşayacak, düşünce ve hayat tarzını yönlendirecek, Atatürkçü düşünce ve hayat tarzı da var olup devam ettikçe, Türk milleti tüm özellik, güç ve yetenekleriyle sonsuzluğa akıp gidecektir. Türk milletinin Atatürk’ün adında sembolleştirdiği ileri medeniyet ve insanlık ülküsü bugün ve gelecekte Türk gençliğinin elinde, himayesinde ve güvencesindedir. Bugünün gençliğinin o kutlu emanete ölünceye kadar bağlı kalacağına ve onu Atasından teslim aldığı gibi geliştirerek, zenginleştirerek kendinden sonraki nesillere bırakacağına dair olan inancımızı belirterek, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımızı kutluyoruz.
Biz Kimiz ?

Müdafaa-i Hukuk nedir?
Müdafaa-i Hukuk,
“Hakların Savunulması” demektir.
Müdafaa-i Hukuk,
“milletin, devletin, vatanın haklarını savunmak” demektir.
Müdafaa-i Hukuk,
"Anadolu insanının haksızlık karşısındaki “direniş geleneği”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
Türk’ün zorbalığa karşı “örgütlenme refleksi”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
haksızlık, baskı, hakaret, şiddet karşısında “kendiliğinden harekete geçmektir”
Müdafaa-i Hukuk,
Moğol istilasına karşı koyan “Bacıyan-i Rumi”dir (Anadolu Bacıları’dır).
Müdafaa-i Hukuk,
barışçı, özgür, hoşgörülü, “Anadolu Erenleri”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
işgalciye karşı koyan Kara Fatma’dır, Hasan Tahsin’dir.
Müdafaa-i Hukuk,
Kurtuluş Savaşı’ndaki “Elektrik Şebekesi” demektir.
Müdafaa-i Hukuk,
“Çılgın Türkler” demektir.

MÜDAFAA-İ HUKUK HAREKETİ
PARTİSİ
19 Mayıs 2016
Türk’ün varlığı, Türk milletinin sahip olduğu tarihi, kültürü ve gücüdür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türklüğün ve Türk tarihinin en acı günlerinde geldi. Tarihten silinmek istenen bir milleti tarihi, dili, kültürü, imanı ve inancı, bütün özellikleri ve nitelikleriyle yeniden tarihi varlık alanına çıkardı. Türklüğe tarihin en onurlu, en saygın ve en yüksek devirlerini açtı. Türklük düşüncesine ve hayat tarzına sonsuz ve geleceğe yönelik inanç ve ivme kazandırdı. Türk milletinin bağımsızlığını, özgürlüğünü ve özgüvenini sağladı. Ona yüksek bir insan toplumu olma aşkını ve şuurunu aşıladı. Yeni, mili, laik, çağdaş, ileri Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu. Yeni bir hukuk düzeni içerisinde toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel hayatında yaptığı inkılâplarla sayısız özveriler ve kan pahasına elde edilenlerin korunmasını, geliştirilmesini ve devamlılığını gerçekleştirdi. Uluslararası toplumda ve ilişkilerde eşitliğe, barışa, milli egemenliğe ve insan haklarına, antlaşmalara uymaya ve karşılıklı saygıya ve anlayışa verdiği önem ve gösterdiği özenle yeni devleti dostluğu aranan ve vazgeçilmez olan bir konuma ulaştırdı.
Atatürk 1927’de Nutku’nu: ‘’Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin doğurduğu uyanıklığın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum. ‘’ şeklinde bitiriyor ve bilinen ‘’ Gençliğe Hitabesi ‘’ ile tamamlıyordu.
Türk milleti anlaşılmadan Atatürk’ü, Atatürk’te anlaşılmadan Türk milletini yeterince anlamak ve açıklamak zordur ve hatta imkânsızdır. Çünkü Türk milleti kendi bağrından çıkardığı o yüce insanla özdeşleşmiş, Gazi Mustafa Kemal ise; millet davası, ülküsü, çıkarları, hedefleri, politikaları, özlemleri ve beklentileriyle yaşayarak kısaca millet içerinde milleti ile beraber milleti için yaşayarak ve yalnız ona hizmet ederek Atatürk olmuştu.
Atatürk, en değerli ve en önemli emanet olarak Türk çocuklarına milleti sevmek, millete inanmak, millete güvenmek, milletle sevinmek, milletle kaygılanmak, sadece ve sadece millete hizmet etmek ve gereğinde millet uğruna feda olmak dersini ve görevini verdi. Hayatın bütün olaylarına, oluşumlarına, gelişmelerine müspet ilim yöntemiyle yaklaşmalarını, bilgili ve bilgi üreten vatandaşlar olarak yaşamalarını önerdi. Türk olarak doğmanın ötesinde, Türk gibi düşünmenin ve yaşamanın gereğini ve rahmet ve minnetle yâd ettiğimiz aziz hocamız Ertuğrul Zekai Ökte’nin ifadesiyle ‘’ Türk gibi ölebilmenin ‘’ gücünü ve erdemini öğretti.
Bugün bütün dünya, dost ve düşman herkes; o günlerde verilen mücadelelerin ve yapılan fedakârlıkların, elde edilen haklı ve doğal kazanımların, içilen andların, verilen sözlerin nesilden nesile aktarılıp, tazelenerek, gençleşerek ve güçlenerek, büyük bir minnet ve sadakat, özveri ve kararlılıkla yerine getirildiğini görüyor. Türk’e ve Atatürk’e, bağrından çıktığı aziz milletine ve en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, ilke ve inkılâplarına kısaca Türk İnkılâbına yapılan sürekli saldırıları ve durmak bilmeyen sınamaların sonuçsuz kaldığına tanık oluyor. Ancak hiçbir zaman Türk çocuklarındaki, Türk ailelerindeki bu tılsımlı direnişi ve karşı koyma gücünü çözemiyor. Atatürk’ün millet, milletin de Atatürk olduğunu anlamıyor ve anlayamayacak.
Atatürk, Türk milletinde var olan; imanlı ve inançlı, samimi ve kararlı, toparlayıcı, birleştirici ve harekete geçirici, cesur, güven verici ve sonuç odaklı ve hiç bitmeyecek ve tükenmeyecek kabul edilen ışığın ve enerjinin tezahürüdür. Atatürk, bu kurucu, yapıcı, geliştirici ve daima ileriye, çağdaşlaşmaya yönelen enerjiyi milletten; milletin kararlılığından ve vicdanından, inançlarından, çıkarlarından ve özlemlerinden alıyor, topluyor ve topyekûn ve milli bir güç oluşturarak tekrar millete yansıtıyordu. Atatürk gerçeğinin en önemli özelliği de buydu.
Günümüzde ‘’Atatürkçü Düşünce’’; yaşayan Türk nesillerinin ve ebedi Türk milletinin var olmak, varlığını geliştirerek devam ettirmek, öz güvenini yitirmeden iyi bir insan ve vatandaş olarak, yüksek bir insan toplumu olma idealini sürdürmek için tutumlarını, davranışlarını, eylemlerini, karar ve uygulamalarını yönlendirmesi gereken bir sistemdir. Bir başka yaklaşımla, ‘’ Atatürkçü Düşünce ‘’; Anadolu Türk toplumunun tarihinden, özünden, eğilimlerinden, ihtiyaçlarından, özlemlerinden, beklentilerinden ve özellikle mefkûresinden kaynaklanan bir kültür çevresidir.
Geride bıraktığımız on yıllar içerisinde, ‘’ Atatürkçü Düşünce’’ye hak ettiği ve gereken önemin ve özenin gösterilmemiş ve-veya yanlış mecralarda yanlı ve yanlış bir şekilde gösterilmiş olması, bu düşüncenin neredeyse türetilen sözde Atatürkçü aydınlarına ve gruplara ait olduğu izlenimi verilerek ( ki, bu durum Atatürk’e ve düşünce sistemine verilen en büyük zarardır. Çünkü Atatürk, toplumun bir kesiminin değil tamamının eseridir ve O’nun içinden çıkıp, O’nun şahsında hayat bulmuştur.) tekelleştirilmeye çalışılmasına karşılık, Türk milletinin vicdanında ve şuurunda daima canlı, daima daha güçlü yaşaması, Türk Kültür Çevresi’nin sonucudur ve yaşadığımız yüzyılın en büyük, en anlamlı ve etkili olayıdır.
İçinde bulunduğumuz ve gelecek yüzyıllarda ‘’ Türk Kültür Çevresi ve Atatürkçü Düşünce ‘’; bir sistem, bir ideal çözüm olarak sadece Türk toplumları için değil bütün insanlık dünyası için insanca yaşamanın, barışın, huzurun ve refahın gerçekleşmesinde bir kaynak, dayanak ve ışıklı bir çıkış yolu olarak tüm insanlığa örnek modeller sunacaktır.
Yeniden Müdafaa-i Hukuk anlayışına göre; Türk inkılâbının gerçek nedenlerini, fikirlerini, oluşumunu anlayan ve benimseyen, Atatürkçü düşünce doğrultusunda bir hayat tarzı kabul ederek, uygulayan herkes gençtir. Milli varlığımızın korunması, geliştirilmesi, devamı ve bekası gençlerimizin geleceğe olan ümitlerine, beklentilerine, bu ümit ve beklentileri gerçekleştirme azim ve kararlılığına bağlıdır. Çeşitli sebepler, olumsuzluklar, ihmaller ve yanlışlıklar sonucu tarihinden koparılmış, içinde yaşadığı dünyanın ve toplumun siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel, bilgi ve teknolojik hayatından soyutlanmış, yaşadığı çevrenin oluşumlarından, etkinliklerinden ve gelişmelerinden yoksun bırakılmış, sürekli ve ard arda gelen sorunlarla karşı karşıya bırakılmış gençliğin ne kendisine, ne ailesine ne de insanına ve insanlığa bir yararının olamayacağı yadırganamaz.
Bir toplumun geleceğini risk ve tehdit altına sokmasının ve hatta bilmeden yok etmesinin en kestirme ve kesin yolu gençliğini küçümsemesi, kötülemesi, gençliğin meydana getirdiği potansiyel ve faydalı kuvveti dikkate almaması ve bu büyük gücün boşuna harcanmasına seyirci kalmasıdır. Sağlıksız, eğitimsiz, işsiz ve özellikle mefkûresiz, idealsiz her genç, günümüzün ve gelecek on yılların sağlıksız, cahil, her görüşe ve tehdide açık, işe yaramaz güçsüz fertlerin ve ailelerin kaynağını oluşturur.
Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi gençlerimizin sağlıklı, ideal eğitim imkânlarına kavuşmuş, iş ve meslek sahibi insanlar olarak yetişmelerini en önemli milli sorunların başında kabul eder. Bu yaklaşımla, gençlerin milli, manevi, kültürel değerlerle, çağdaş bilgi ve teknolojilerle donatılmış olarak yetiştirilmelerini, toplumun gelişmesini, ilerlemesini sağlayacak bütün oluşumlara, etkinliklere katılıp, karar sahibi olmalarını, parçası oldukları toplumla bütünleşmelerini, sağlıklı, güvenli bir ortam içerisinde bilgi, yetenek ve becerilerini artırmalarını ve bunlara uygun iş ve çalışma imkânlarına kavuşmalarını kısaca günümüzün ve geleceğin refah içerisinde mutlu toplumunun hazırlayıcıları olmalarını temel ilke kabul eder.
Atatürk; Türk milleti var oldukça milli bir ruh, milli bir enerji ve ışık olarak düşünceleri, yaptıkları ve yapamadıkları, ülküsü ve hedefleriyle ebediyen Türk milletinin vicdanında, ruhunda, benliğinde, hak ettiği ve olması gerektiği gibi yaşayacak, düşünce ve hayat tarzını yönlendirecek, Atatürkçü düşünce ve hayat tarzı da var olup devam ettikçe, Türk milleti tüm özellik, güç ve yetenekleriyle sonsuzluğa akıp gidecektir.
Türk milletinin Atatürk’ün adında sembolleştirdiği ileri medeniyet ve insanlık ülküsü bugün ve gelecekte Türk gençliğinin elinde, himayesinde ve güvencesindedir. Bugünün gençliğinin o kutlu emanete ölünceye kadar bağlı kalacağına ve onu Atasından teslim aldığı gibi geliştirerek, zenginleştirerek kendinden sonraki nesillere bırakacağına dair olan inancımızı belirterek, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımızı kutluyoruz.
Ne Yapacağız ?

Yazısı Dizisi

Etkinlik Duyuruları

Kuruluş Videoları



