Biz Kimiz ?

Müdafaa-i Hukuk nedir?
Müdafaa-i Hukuk,
“Hakların Savunulması” demektir.
Müdafaa-i Hukuk,
“milletin, devletin, vatanın haklarını savunmak” demektir.
Müdafaa-i Hukuk,
"Anadolu insanının haksızlık karşısındaki “direniş geleneği”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
Türk’ün zorbalığa karşı “örgütlenme refleksi”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
haksızlık, baskı, hakaret, şiddet karşısında “kendiliğinden harekete geçmektir”
Müdafaa-i Hukuk,
Moğol istilasına karşı koyan “Bacıyan-i Rumi”dir (Anadolu Bacıları’dır).
Müdafaa-i Hukuk,
barışçı, özgür, hoşgörülü, “Anadolu Erenleri”dir.
Müdafaa-i Hukuk,
işgalciye karşı koyan Kara Fatma’dır, Hasan Tahsin’dir.
Müdafaa-i Hukuk,
Kurtuluş Savaşı’ndaki “Elektrik Şebekesi” demektir.
Müdafaa-i Hukuk,
“Çılgın Türkler” demektir.
Yeniden Müdafaa-i Hukuk Hareketi Derneği Başkanı
Sayın Recep Sarıgül’ün
16 Mart Şehitler Günü Anma Töreni Konuşması
Edirnekapı Şehitliği - İstanbul
Değerli Arkadaşlarım,
Öncelikle huzurlarında bulunmanın sonsuz bahtiyarlığını yaşadığımız aziz şehitlerimizin nezdinde; bu ülkenin varlığı, birliği ve dirliği için kan vermiş, can vermiş tüm cennetmekân şehitlerimizi saygıyla, rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Ruhları şad olsun.
Kıymetli Arkadaşlarım,
Bu gün Mart’ın 15’i. Fakat biz 16 Mart için buradayız. Peki, niye 16 Mart için buradayız? Sebebi nedir? 16 Mart’ta ne olmuş ki biz buradayız?
Değerli Arkadaşlarım,
Bu sorunun cevabı için mütareke dönemine, işgal dönemine gitmemiz gerekiyor.
13 Kasım 1918’den beri işgal altında bulunan payitaht - İstanbul, 16 Mart 1920’de ikinci kez işgal edilmişti.
İngilizler tarafından yapılan bu işgalin resmen başlayacağı saat sabah 10.00 olarak bildirilmiştir Türk makamlarına. Bunu gündüz gözüyle yapmak istemelerinin sebebi; Türk devletini, askerini aşağılamak ve buna da herkesin tanıklık etmesini istemeleridir.
Fakat buna rağmen İngilizler, kendilerine zararlı gördükleri şahsiyetleri tutuklamak için ise İstanbul’un uykuda olduğu zamanı seçmişler ve ani baskınlarla bu tutuklamaları yapmışlardır.
Ve İngilizler 16 Mart 1920 sabah saat 05.45’te Şehzadebaşı Direkler arasında bulunan, 10.Kafkas Tümen Karargâhı ve bu tümene bağlı mızıka takımı askerlerine, 50–60 kişilik bir kuvvetle saldırmışlar, askerlerimizi uykudan uyandırıp (ki değerli arkadaşlarım ben şehitlerimizin fotoğraflarını gördüm, hepsi iç çamaşırı ile pijamaları ile) yataklarından kaldırmışlar, askerlerimizin silahsız olduklarını bile bile önce onları koridora çıkarıp iki sıra halinde dizerek üzerlerine ateş emri verilmiştir. Açılan bu ateş sonucu 10 askerimiz yaralanmış, 5 Mehmetçiğimiz de şehit düşmüştür.
Değerli Arkadaşlarım;
İşte biz şuan bu 5 şehidimizden 3’ünün huzurundayız; Abdullah Çavuş, Şarkışla’dan Osman ve Zileli Abdulkadir.
Ey Aziz Şehitlerimiz;
Sonsuzluğun ve her şeyin sahibi yüce Yaratanın huzurunda size söz veriyoruz.
Biz… Abdesti alınmış, namazı kılınmış vatan evlatlarıyız.
Dün bu görev sizdeydi,
Bu gün de bizde.
Dün şehit sizdiniz.
Bu gün şehit biziz!
Huzur içerisinde yatın…
Kıymetli arkadaşlarım şimdi sizlere o günü, baskını ve şehitlerimizi anlatan ve sanki şehitlerimizin dudaklarından dökülen Nazım Hikmet’in şiirini okumak istiyorum:
920’nin 16 Martı.
Öğleden evvel
saat onda
makina başında şöyle bir telgraf aldı Ankara’daki :
“Der-aliye 16/2/1920.
İngilizler bastı bu sabah
Şehzadebaşı’ndaki Muzika karakolunu.
Müsademe edildi.
İşgal altına alıyorlar İstanbul’u şimdi.
Berâyı malûmat arzolunur.
Manastırlı Hamdi.”
920’nin 16 Martı.
Harbiye Nezareti telgrafhanesi buldu Ankara’yı :
“Etrafında dolaşıyor İngiliz askerleri.
Şimdi işte
İngiliz askerleri giriyor nezarete.
İşte giriyorlar içeri.
Nizamiye kapısına.
Teli kes.
İngilizler buradadır.”
920’nin 16 Martı.
Manastırlı Hamdi Efendi.
Buldu Ankara’dakini tekrar :
“Paşa hazretleri,
Harbiye telgrafhanesini de işgal etti İngiliz bahriye askeri
Tophane’yi de işgal ediyorlar bir taraftan,
bir taraftan da zırhlılardan asker ihraç olunuyor.
Vaziyet vehamet kesbediyor efendim.
Paşa hazretleri,
Emri devletlerine muntazırım.
16 Mart 1920,
Hamdi”
920’nin 16 Martı.
Durumu bir daha tekrar etti Hamdi Efendi :
“Sabah bizim asker uykuda iken
İngiliz bahriye efradı karakolu işgal etmekte iken
askerlerimiz uykudan şaşkın kalkınca müsademe başlıyor.
Neticede bizden altı şehit, on beş mecruh olup
İngilizler zırhlıları rıhtıma yanaştırıp
Beyoğlu ve Tophane’yi işgal edip.
İşte Beyoğlu telgrafhanesi de yok.
Kovmuşlar.
Burası da işgal olunacaktır bi saata kadar
Şimdi haber aldım efendim.”
920’nin 16 Martı
uykuda kesti kâfir üçümüzü,
kurşuna dizdi kâfir ikimizi.
İngiliz’in hepsi değil domuzu
sabaha karşı aldı canımızı.
920’nin 16 Martı
Basıldı Vezneciler’de karargâh.
Uyan be tosunum uyan.
Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
üçümüz : Abdullah çavuş, Şarkışla’dan Osman,
bir de Zileli Abdülkadir.
920’nin 16 Martı
Bozdoğan Kemeri’nde
kurşuna dizdi kâfir ikimizi.
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Mehmet benimkisi.
920’nin 16 Martı
Uykuda kesti kâfir üçümüzü.
Soktu Osman’ın karnına kasaturayı,
bastı göğsüne kâfirin dizi.
Dört çocuk babasıydı Abdullah çavuş.
Doymadı dünyasına Abdülkadir.
Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
Kurşuna dizdi ikimizi.
920’nin 16 Mart sabahı,
karakolun karşısında
bırakmadım elimden silâhı,
yere serdim iki İngiliz’i.
Senin ırzını kurtardım İstanbul’um,
Sana can feda çakır gözlü gülüm.
Üçümüzü uykuda kesti kâfir,
kurşuna dizdi ikimizi.
Şimdi üçümüz :
Abdullah ve Osman ve Abdülkadir,
taşları yan yana yatar Eyüp’te.
Arama, bulamazsın ikimizin kabrini,
belki maşrıkta, belki mağripte,
biz de bilmeyiz yerini.
Uykuda kestiler üçümüzü,
kurşuna dizdiler ikimizi,
Ahmet oğlu Nasuh arkadaşımın adı,
Reşadiyeli Veli oğlu Mehmet benimkisi.
Bir de altıncımız var,
kara kaytan bıyıklı bir şehir,
son mekânı şöyle dursun,
adını da bilen yok…
Ne Yapacağız ?

Yazısı Dizisi

Etkinlik Duyuruları

Kuruluş Videoları



