Ana sayfa Atatürkçü Düşünce Nedir? Ne Değildir?
Atatürkçü Düşünce
Atatürkçü Düşünce Nedir ? Ne Değildir ?
1- Türk milli varlığının korunmasını, geliştirilmesini, refahını, mutluluğunu, ebediyen devamının sağlanmasını ve bu varlığın her alanda çağdaş kültür düzeyinin üstüne çıkarılmasını amaç edinen davranışları ve eylemleri hazırlayan, harekete geçiren, sonuca ulaştıran düşünce sistemine “Atatürkçü Düşünce” denilir.
2- İnsan ve toplumların davranışlarını ve eylemlerini bağlandıkları inançların ve kabul ettikleri düşüncelerin yönlendirdiği ve yönettiği bilinmektedir, inançların ve düşüncelerin varlık alanına ancak davranış ve eylemlerle çıktığı da bilimsel bir gerçektir. Atatürkçü Düşünce, varlık alanına açıklanan amaçlar doğrultusunda hazırlanmış davranışlarla ve eylemlerle çıkar.
3- Binlerce yıllık tarihe ve kültüre sahip olan Türk Milletinin ve Türklük dünyasının bu süre içerisinde mücadelelerle, deneyimlerle elde ettiği bütün değerler “Atatürkçü Düşünce” içerisinde ve bir sistemi oluşturacak biçimde; yer alır.
Bu değerler bütünü; bir yandan Türk toplumunun siyasi, sosyal, iktisadi, kültürel ve teknolojik hayatına ilişkin ilkeler ve esaslar getirip, bunları inkilaplar şeklinde ortaya koyarken, diğer yandan da Türk insanının davranış ve eylemlerine, gösterdiği amaç ve hedefler doğrultusunda, bir tarz ve biçim vermeye çalışır. Bu nedenle “Atatürkçü Düşünce” Türk insanı için bir hayat tarzıdır. Varlığı için, varlığını koruyup geliştirmek ve devam ettirebilmek için, Türk insanı belirlenen hayat tarzını benimsemiş bulunmaktadır.
Özetlenirse; Türk toplumu ve Türk insanı için Atatürkçü Düşünce:
a. Davranış ve eylemlerini yönlendiren ve yöneten bir düşünce sistemidir.
b. Var olmak ve varlığını devam ettirebilmek için benimsediği bir hayat tarzıdır.
4- Atatürkçü Düşüncü sistemi, kapsamına önce “Türk Varlığını” - “Türk Toplumunu” - “Türk insanını” almaktadır. Gerçekten bu düşünce sistemini teoriden ve söz kalabalığından çıkararak davranışları ve eylemleriyle kanıtlayan ve açıklayan Mustafa Kemal Atatürk'ün, en belirgin ve en önemli özelliği, aynı zamanda dünya tarihinde günümüze kadar bir eşine rastlanmayan niteliği bir milleti yeniden ihya etmesi, yeniden varlık alanına çıkarması ve bu milleti mücadelelerle, kanlı boğuşmalarla, savaşlarla, beklenmeyen inkilaplar ve kalkınma modelleriyle bütün cihana kabul ettirmesi, tanıtmasıdır. Bu özellikler Atatürkçü Düşünce sisteminin “Millilik” niteliğini açıklar ve sisteme “Millilik” sıfatını verir.
Atatürkçü Düşünce sisteminin kapsamına giren ikinci unsur; “Türklük” ve “Türk Dünyasıdır”. Sistemde, “Türklük” bir kültür ve ülkü birliği olarak bütündür. Kökleri tarih öncesine dayanan, çeşitli coğrafî, siyasî, jeopolitik sebeplerle birbirinden ayrılmış, farklı alanlarda hayatlarını sürdüren ve bütün olumsuzluklara, baskılara rağmen varlıklarını korumaya çalışan Türk Toplumları tek bir kültür ve ülkü birliği içerisinde yer alır. O kadar ki “Türk Milleti” kavramı; yalnız Cumhuriyeti ve yeni devleti kuran Anadolu ve Rumeli Türk toplumu için değil, bütün “Türk Dünyasi” için kullanılır, kabul edilir. “Türk Milleti” cihanda tektir.
Kök birliği, Türklüğü bir kültür ve ülkü birliği olarak tanımlamanın ve kavramanın kaynağını teşkil eder. İnançlar, gelenekler, töreler, deneyimler ve bütün bunların da üzerinde “Türk Dili” bu birliğin temel yapılarını oluşturur.
5- Atatürkçü Düşünce sistemi akla, bilime, deneyime ve uygulamaya yer verir. Ve bunları insanın ve toplumun inançlarını inkar etmeden, manevi hayatın istek ve ihtiyaçlarını bir yana itmeden yönteminin temel taşları sayar.
Atatürkçü Düşüncede insanın, manevi-maddi-toplumsal olmak üzere üç yönlü hayatı vardır, insan bu üç yön içerisinde yaşar, gelişir ve ölür. Toplumun da insan hayatına paralel olarak, manevi-maddi-sosyal (çevre) hayatı vardır. Toplum, yaşayan bir varlıktır. Önemli olan bu üç yön arasında akla, bilime, deneyimlere ve uygulamalara ters düşmeyen bir gelişmenin sağlanmasıdır. Akıl-bilim-deneyim-uygulama manevi hayatı inkar etmez, aksine manevi hayatı daha şuurlu, daha ileri, daha gelişmiş bir duruma getirerek kişinin kendisine ve toplumuna önce bağlılığını, sevgisini ve saygısını hazırlar; sonra da görev ve sorumluluklarının idrakinde O'nu şuurlandırır. İslam dini, akıl ve bilimi reddetmeyen, akla, bilime, deneyime dayanan tek dindir. Ve son dindir.
Atatürkçü Düşünce sisteminde kişi ve toplum davranış ve eylemlerini belirli hedef ve amaçlara yönetir ve yönlendirirken akıl ve bilimin gerçeklerinden uzaklaşamaz. Aksi halde Türk Milleti, geçmiş yüzyılların acı deneyimlerinin gösterdiği yeniden dünya üzerinden ve dünya toplumları içerisinden yok olmaya hazır bir toplum durumuna düşer. Atatürkçü Düşünce sisteminde kişi ve toplum davranış ve eylemlerim belirli hedef ve amaçlara yönetir ve yönlendirirken inançlarından, geleneklerinden, töresinden de ayrılamaz, kopamaz. Bunun aksi ise kendi “özünü ve değerlerini yitirmek” olur.
6- Atatürkçü Düşünce sisteminde “İnsan-Toplum-Devlet” birbirlerine karşı görev ve sorumluluklarla bağımlı, herbirinin karşılıklı özgürlükleri hukuki kurallarla düzenlenmiş bir bütünlük gösterir. Bu bütünlük, bağımsızdır.
Bağımsızlık her şeyden önce kişinin özgürlüğünün ve iradesinin sonucudur. Bu irade, diğer unsurların da birleşmesiyle milleti meydana getirmiştir. Milletin egemenliği bireylerin tek tek özgürlüklerinin bileşkesidir, tümüdür. Bu egemenlik “milli iradenin” kaynağıdır ve devletin varlık nedenidir. Millet egemenliğine ve açıkladığı iradeye dayanan devlet, içerde topluma, dışarda devletler arası düzende, diğer devletlere karşı bağımsızdır.
Atatürkçü Düşüncede bağımsızlık “tam” olmalıdır. Siyasî, iktisadî, sosyal, malî, askerî, kültürel...bağımsızlık. Fakat bütün bu bağımsızlıkları sağlayan, devam ettiren, geliştiren “kişinin-toplumun-devletin” bir bütünlük içerisinde, yarattıkları ortak şuurdur. Kişi özgürlüğünde, millet iradesinde zafiyet ortak şuuru zedeleyeceği için devlet bağımsızlıklığını da tehdit edici bir unsur haline gelir.
Atatürkçü Düşüncede “kişi-toplum-devlet” özgürlükleri bilinen klasik özgürlüklerin çok ötesindedir. Her şeyden önce kişinin-toplumun-devletin kendi meselelerini, kendisinin düşünmesi ve çözmesi özgürlüğü esastır. Gerçekte görünmeyen, hissedilmeyen ve hatta cevabı her zaman olumlu görünen bu özgürlük; kişinin, millet ferdi olmasının; toplumun, millet olmasının; devletin, bağımsız kalmasının esasını teşkil eder. Meselelerinin çözümünü başkalarının düşüncelerine, başkalarının çözümüne terkeden bir kişi, toplum veya devlet bütün özgürlüklerini de, egemenlik haklarını da, bağımsızlığını da yitirme durumuna gelmiş demektir. Millî Mücadelenin en büyük gücü ve kaynağını, Türk milletinin karşı karşıya kaldığı meseleleri kendisinin çözme iradesini ve şuurunu göstermiş bulunmasında aranmalıdır.
Bu yaklaşımla, Atatürkçü Düşüncenin temel dayanakları:
a. Millî egemenlik,
b. Tam bağımsızlıktır.
Tarihin Meseleleri
“Tarih bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar edemez” sözlerini Mustafa Kemal Atatürk, 1919 yılında “yeni bir milletin doğuşu” mücadelelerinin başlangıç günlerinde dile getiriyordu.
“Büyük devletler kuran ecdadımız, büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur” sözlerini de 1934'de yazdırıyordu.
“Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur”, “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendisinde kuvvet bulacaktır..” görüşleri de Yüce Türkün, Atatürk’ündür.
Atatürkçü Düşünce sistemindeki bilimsel yaklaşım ve yöntem bakımından Tarih ilmi, tarihî varlık alanında yer alan her olayın, her ilişkinin incelenmesinde, araştırılmasında, sonuçlarının yayılıp, yayınlanmasında ve gelecek nesillere ulaştırılmasında birinci sırada yer alır ve öncelik taşır.
Atatürkçü Düşünce sisteminde, tarih aynı zamanda “Kişi-Toplum-Devlet” bütünlüğünün, ortak şuurunu oluşturan unsurlardan biridir. Bir anlamda da bu bütünlüğü oluşturan ana unsurdur. Bu yaklaşımla tarih bir kurumdur. Ve Türk millî kültürünün temelidir.
Bugün tarihin en önemli meselelerinin başında her şeyden önce Atatürkçü Düşünceyi ve bu düşünce sistemin;, tarihî bir yaklaşım içerisinde ele alıp incelemek, araştırmak, sonuçlarını yaymak gelmektedir. Atatürkçü Düşüncenin ortaya koyduğu “Tarih Tezi”ni, Yeni Devletin kuruluşunu izleyen günlerden başlayarak yapılan tarih çalışmalarını, “Türk Tarihinin Ana Hatları” belgelerini ve bunların bilimsel dayanaklarını yeniden ele alıp incelemeden açıklanan düşünceye yaklaşmak dahi mümkün değildir. Yeni nesillere Millî Mücadele ve Türk istiklal Savaşını ve özellikle bir devletin kuruluşunu belirleyen 1923-1938 dönemini bütün açıklığı ve gerçekleriyle aktaramayan tarih, ne bilim görevini yerine getirmekte ne de Atatürkçü Düşüncenin anladığı anlamda bir kurum, bir müessese niteliğini taşımaktadır. Meselesi de budur.
Türklüğün Meseleleri
“Milliyet davasi siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir... Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilk olarak kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük davasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz...” görüş ve açıklamalarıyla Atatürk, bir kültür ve ülkü birliği olarak Türklük hakkındaki hedefimizi göstermiş bulunuyordu.
Bugün Türklüğün tek özlemi, Türkiye dışında yaşayan yüzelli milyon Türk'ün tek dileği atamızın belirlediği hedefi esas alan çalışmalardır ve sonuçlarının kendilerine ulaştırılmasıdır. Üzülerek belirtelim ki, bizim dışımızda doğrudan veya dolaylı, hemen hemen her ülke Türklük konusu ile ilgilenmektedir. Dünya üzerine yayılmış 219 Türkoloji Enstitüsü ve Araştırma Merkezi çeşitli yol ve yöntemlerle fakat son analizde “Türklüğü eritmek, yok etmekveya kendi amaç ve gayeleri uğrunda kullanmak” için Türklük konularında çalışmalar yapmaktadırlar.
Türklüğün en önemli ve acil meselesi, Türkiye Cumhuriyetinin Atatürkçü Düşüncenin gösterdiği hedef doğrultusunda neleri yapabilip, neleri yapamayacağını müsbet ve bilimsel yollarla tespit etmesi, yapabileceklerini zaman geçirmeden uygulamaya koymasıdır. Yüce Türk Milleti, sahip çıktığı her meselede olduğu gibi Türklük konusunda da kendisine düşen görevi er geç yapacak güçtedir. Önemli olan milletimize bu meseleyi anlatabilmek, tanıtabilmektir. Siyasî, şahsî ihtiras ve emellerin dışında şuurlu bir ülkü ile Türklük konularına Cumhuriyetimizin ve genç nesillerinin sahip çıkmasından başka da bir çözüm yolu yoktur.
Türkiye'nin Meselesi
“Türkler demokrat, hür ve sorumlu vatandaşlardır. Türkiye Cumhuriyetinin kurucuları ve sahipleri bizzat kendileridir.” “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”
“Vatanımız, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarınin derinliklerinde varlıklarını koruyan eserleri ile yaşadığı bugünkü siyasî sınırımız içindeki yurttur. Vatan hiçbir kayit ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütledir...”, “.. . Vatanın her parçası istisnasız, Türk tarihinin maddî ve kesin dayanaklarıdır.”
“Milletin toplumsal düzen ve sükunu, bugün ve gelecekteki refahı, saadeti, selameti ve masuniyeti, medeniyette ilerleme ve yükselmesi için insanlardan her hususta ilgi, gayret, nefsin feragatini ve gerektiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlaktır. Mükemmel bir millette, millî ahlakın gerekleri, o millet fertleri tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî, hissî bir şevk-le yapılır. En büyük millî heyecan işte budur.”
Bu ve benzeri sözleri, açıklamalarıyla Yüce Atatürk, Atatürkçü Düşüncenin “kişi-toplum-devlet” üçlusundeki bütünlüğün esaslarını vermeye çalışmıştır. Bugün, Türkiyemizin başlıca meselesi; Atamızın “Milli ahlak” dediği ve “Kişi-Toplum-Devlet” bütünlüğünün şuurlaşmasının kaynağını teşkil eden anlayışta ve anlatıştaki çözülmedir. Yılların birikiminin, dış tehdit merkezlerinin ve onların yurt içindeki mihraklarının, dünyanın her an değişen jeopolitik beklentilerinin doğru teşhis edilememesinin, bütün bunların dışında “Türk Milletine - Türk Milli Değerlerine” olan ilgisiz tutum ve davranışların meydana getirdiği ve eğitiminden-siyasetine, siyasetinden-yönetimine kadar yaygınlaştırdığı “Millî, ahlak” buhranının süratle giderilmesi gerekmektedir. Bunun için yukarıda tanımı yapılan düşünce’den her kişi sorumludur. Görevlidir. Mesele de bu görevi, bu sorumluluğu hissetmektir.
"Anadoluda Doğan Güneş"
En Çok İzlenenler
- Siyasi İdeolojiler (23360)
- Milli Güç ve Milli Güç Unsurları (21854)
- Atatürk'ün Büyük Nutku ve Önemi (20533)
- Onursal Genel Başkan (13334)
- Genel Başkan (12232)
- Müdafaa-i Hukuk Nedir? (11874)
- Genel Yönetim Kurulu (10352)
- Atatürkçü Düşünce Nedir? Ne Değildir? (10138)
- Türkiyede Siyasal Partilerin Gelişimi (9431)
- İl Başkanlıkları (9332)
- Siyaset (9227)
- Genel Yürütme Kurulu (8280)
- Konuşma Sanatı (7485)
- Genel Disiplin Kurulu (6999)
- Genel Merkez (6991)
- Parti programı (6960)
- Fotoğraflar01 (5622)
- Kadın Kolları (5582)
- Gençlik Kolları (5504)
- İstanbulun İşgali (4983)



